Merhabalar aziz dostlarım,
Ölüm yaklaşıyor, farkettim de eski dostların hatıraları benimle göçüp gidecek, artık ara ara onlardan da bahsedip sizleri mahrum bırakmayayım dedim. Perdeyi de bizim dev ufaklıkla açıyorum, işte sevgili Nazım Hikmet..
"Hade lan" dediğinizi duyar gibiyim. Umursamıyorum.
İlk şiirini henüz 4 aylıkken yazdı ama annesi ya sanattan anlamıyordu ya da kokuya dayanamadığı için derhal çöpe attı. Nazım’la tanışmamız çok eskilere dayanır. Ayıptır söylemesi üstü açık bir şevrolem vardı, kendisi hiç üşenmeden arkasına "aşıksan vur saza, şöförsen bas gaza" yazmıştı. Ondaki bu yeteneği farketmemle aramızda şöyle bir diyalog geçti:
- Lan naaptın?
- Abi güzel olmuş mu?
- s.tir git sil şunu çabuk, mahvetti arabayı yaa.. kro musun olum sen!
Evet, gördüğünüz gibi ondaki bu yeteneği ilk ben farketmiştim ve yanımdan kovmuştum, zira yanımda kalsaydı gölgemde yok olup gidecekti. Onu kovmakla en büyük iyiliği yapmış yani önünü açmış oldum. Gerektiği zaman bu kadar fedakar da olabiliyorum. Fedakarlık diyorum çünkü kimse onun kadar iyi çay demleyemez ve sırt kaşıyamazdı, onu uzaklaştırarak bu haklarımdan da feragat etmiş oluyordum.
O ise bu kovulma işini oldukça abarttı ve o günlerde küs olduğumuz yavşak Stalin’in yanına taa Rusya’ya gitti. Stalin’e gitmekle kalmadı, bir de orada beni daha da kızdırmak için uçaktan iner inmez toprağı öpüp "Memleketime kavuştum, beni Stalin yarattı" dedi. Ama ben kızmadım, zira onun maksadını biliyordum, amaç ilgimi çekmek, çocukça bir kapris işte. Gerçi sonraları kendisi de hatasını anladı ve berlin radyosunda yaptığı konuşmada ifade edip benden özür diledi ama şımartmamak için fazla yüz vermedim. Bu arada gizliden gizliye ona çok yardım etmişimdir. Mesela bir çok şiirini bizim Ahmet Emin Yalman’a ben yazdırtmışımdır. Ahmet Emin oturur yazar Nazım diye de imzalardı, hey gidi günler hey. O zamanlar iyi para veriyolar memlekete şair lazım, şöyle siyasetten anlayan diye, Nazım’ı çıkardık biz de.
Bunların Lenin abileri vardı. Yakışıklı karizmatik oturaklı bir herif. Adam diyor ki: propaganda yapmak için her halkın içinden sanatçılar çıkaracaksınız, bol bol da pohpohlayacaksınız, ressamdı, şairdi, müzisyendi, yazardı, ne bulursanız. Onu her türlü oyunlarla büyütüp halka sevdireceksiniz.. Benim de aklıma Ahmet Emin geldi. Önce biraz hapse sokarız pişsin diye sonra şiirlerini büyütürüz halkın gözünde falan.. Millet kral çıplak diyemez herkes yer. Meğer çakal uyanmış olaya, gitmiş şiirleri Nazım diyerek yazmış imzalamış.
- "Lan ne halt yedin sen" dedim
- "abi" dedi "Nazo zaten stalin’in yanında adam iyi kıvırıyor bu işleri benim de bir katkım olsun diye düşündüm" dedi.
- "iyi hadi iki çay kap gel" dedim.
Sonra yazdırdım şiirleri buna gönderdim Nazo’ya, bayağı serpildi genç, şan şöhret sahibi oldu.
Diplomasiden sıkıldığım ara ara esnaflık yaptığım zamanlarda bir gün Avusturyadayım, Viyana’da terlik fuarı var, ben de stand açmışım, baktım bu uzaktan bana bakıyor. "gel lan gel" dedim. "abi" dedi "affettin mi beni?", "geç otur şuraya kitapsız" dedim, çay verdim bi bardak. Tabi nerden bulacak oralarda bizim memleketin çayını, içti bi dikişte, yaktı ağzını burnunu. Dedim "hop yavaş". "abi boşver" dedi, dedim "ne boşveri, hıyar! terliklere döküyon müşteri bakacak beğenecek onları"
Ne günlerdi be.
Çapkın çocuktu ama, manitasız gezmezdi. Dedim "oğlum artık toy değilsin, kominik mominik bi yol tutturmuşun gidiyosun, gel" dedim "sana bi kız bulalım enternasyonel bi düğünle evlen, iş güç sahibi ol, adam gibi yaşa, ne bu nerde akşam orda sabah, ömür geçmez böyle..", "Bırak bu burjuva söylemlerini yoldaş" dedi bana.. BANA!.. Viyana sokaklarında elimde terlik metroya kadar kovaladım denyoyu. Yetişemedim de köftehora "Ulan dedim gözükme bi daha gözüme" Bu da son görüşmemiz oldu.
Macaristan katliamında bi aradım çıkmadı telefona, çekoslovakyayı yerle bir ettiklerinde aradım, sekretere yok dedirtiyor mahsus, ulan ben duymuyor muyum arkadan fısır fısır konuştuğunu lavuk. Sonra baktım müteahhit olmuş Berlin’e duvar örüyor. SMS gönderdim "Ulan çimentoyu bari gel bizden al bir faydan dokunsun…" yanıt yok... Hayırsız. Neyse işte göremedim bi daha, aramadım da, bi iki kere o aramış sonradan, haber yolladım "geçti artık, benim Nazım diye bi tanıdığım yok" diye. Ağlamış falan, demiş "ölürsem beni illa Nejdet abimin yanına gömün memlekete". "Bırak bu işleri Nazım" dedim. "Senin memleketin moskova, tek abin de Stalin, hadi koçum al voltanı, hem beni niye öldürüyon kendinden önce şerefsiz".
Netekim bi kaç ay sonra da kaybettik kendisini. Üzüldüm tabi, insan üzülmez mi? Hatası oldu ama, severdim Nazım’ı. Çok severdim lan. Açık konuşayım Ahmet’in şiirlerinden de bi bok annamadım ama millet hep anlarmış gibi yaptı, onlar da sevdiler. İyi çocuktu be Nazo, saftı, temiz çocuktu, toprağı bol olsun.
Şimdi bakıyorum millet atıp tutuyo mavi gözlü dev diye. Ulan enteller siz ne anlarsınız be. Hepinizi yedik oğlum. Gudikler siziii.
Üstad-ı Azam, mütevazi kalender, esnaf odası bşk. ağır abi, hiyerarşik mahalle aristokratı
Ahmet Nejdet Komputer